İlk kez direksiyonuna geçtiğim Lamborghini bir Huracán'dı ve o gün hayatımda öğrendiğim en pahalı ders, "rezervasyonu son dakikaya bırakma" oldu. Milano'da bir cumartesi sabahı, cebimde kredi kartı, aklımda kıyı yolu hayaliyle üç ayrı ofisi dolaştım; hepsinde aynı cevabı aldım: "Bu hafta sonu her şey dolu." Sonunda bulduğum araç, planladığım bütçenin neredeyse iki katına mal oldu. O günden sonra Lamborghini kiralamayı bir turistik heves gibi değil, küçük bir proje gibi ele almaya başladım. Aşağıda anlatacaklarım, birkaç şehirde yaşadığım deneyimlerin, yaptığım hataların ve sonradan geliştirdiğim kontrol listesinin özeti.
Şunu baştan söyleyeyim: iyi bir lamborghini kiralama oportun ancak zamanlamayı, şehri ve sözleşmeyi doğru okuduğunda ortaya çıkıyor. Aksi halde ödediğin parayla aynı gün bir pist deneyimi ve bir müze turunu birlikte finanse edebilirdin.
Her şehirde Lamborghini bulabilirsin ama her şehirde sürmenin keyfi aynı değil. Trafiği, yol kalitesini, park sorununu ve yerel kuralları hesaba katmadan yaptığın rezervasyon, çoğu zaman dört saat boyunca kırmızı ışıkta beklemekle sonuçlanıyor.
Bologna–Modena–Sant'Agata üçgeni benim favorim. Buradaki kiralama şirketleri genelde küçük, aile işletmesi tarzında yerler ve araçları kendi filoları. Bir günlük kiralamayı, Sant'Agata'daki müze ziyareti ve üretim tesisi turuyla aynı güne denk getirdiğimde ortaya bambaşka bir gün çıktı: sabah fabrikayı gezip öğleden sonra aynı markanın direksiyonunda Emilia-Romagna kırsalında olmak gibisi yok. Modena çevresindeki spor araç kültürü de bu bölgeyi ayrıca cazip kılıyor. Dezavantajı: yaz aylarında talep çok yüksek, en az üç hafta önceden yer ayırtman gerekiyor.
Dubai'de Lamborghini kiralamak neredeyse sıradan bir işlem gibi. Filolar geniş, model seçeneği bol, teslimat otele kadar geliyor. Ama iki tuzağı var: birincisi, hız kameraları çok yoğun ve ceza doğrudan kiralama şirketinin kartından kesilip üzerine işlem ücreti bindiriliyor. İkincisi, "günlük 200 km limiti" gibi maddeler sözleşmenin dibine yazılıyor. Ben ilk seferimde bunu atladım ve fazladan kilometre başına ödediğim rakam, kiralama bedelinin yarısı kadar tuttu.
Monaco'da mesele araç değil, güzergâh. Kısa mesafeli ama son derece gösterişli turlar için ideal; buradaki otomobil turları zaten bu mantık üzerine kurulu. Londra'da ULEZ ve konjesyon ücretleri işi karmaşıklaştırıyor, o yüzden şehir içi yerine hafta sonu Cotswolds yönüne çıkmak daha akıllıca; ayrıca şehirdeki supercar odaklı sergiler tek başına bile bir gününü doldurur. İstanbul'da ise kiralama piyasası daha dar ve çoğunlukla galeriler üzerinden yürüyor; Boğaz turu güzel ama trafik gerçekçi bir beklenti kurmanı zorunlu kılıyor.
Şehri seçtikten sonra iş asıl burada başlıyor. Aşağıdaki sırayı üç farklı ülkede uyguladım ve her seferinde işe yaradı.
Benim işe yaradığını gördüklerim şunlar:
Aracı teslim alırken telefonu çıkar ve her yeri video çek: ön tampon alt kısmı, jant yüzeyleri, eşik altları, cam kenarları. Lamborghini'lerde ön uç yerden çok alçak olduğu için en sık tartışma konusu tampon altı sürtükleri. Ayrıca teslim formunda yazan yakıt seviyesini ve kilometreyi fotoğrafla. Sigortanın muafiyet tutarını mutlaka sor — "tam kasko" dedikleri paketlerde bile senin üzerinde kalan bir muafiyet miktarı oluyor.
Bir kez, kaldırım rampasına dikkat etmediğim için ön spoyleri hafifçe sıyırdım. Teslimat videom olmasaydı, o çiziğin benden önce mi sonra mı olduğunu tartışacaktık. Video sayesinde konu iki dakikada kapandı.
İlk yarım saati ısınmaya ayır. Direksiyon ağır, fren pedalı beklediğinden sert, geri görüş neredeyse yok. Alçak yol tümseklerinde ön kaldırma sistemini kullanmayı öğren, tek düğme ama unutunca pahalıya patlıyor. Şehir dışına çıkmadan yakıt istasyonu plan