Sant'Agata Bolognese'ye ilk gidişimde çantamda üç lens, iki batarya ve bir sürü beklenti vardı. Akşam otele döndüğümde ise elimde yüzlerce kare ve içimde tuhaf bir hayal kırıklığı: Miura'nın önünde geçirdiğim yirmi dakikanın karşılığı, tavan spotlarının kaportada bıraktığı beyaz lekelerdi. İkinci ziyaretimde aynı hatayı yapmadım. Aşağıda anlattığım her şey, o iki gidiş arasındaki farkı oluşturan pratik derslerden ibaret. Lamborghini müzesi fotoğraf çekme işi, teknik bilgiden çok mekânı okumakla ilgili; müzenin genel ziyaret akışını zaten bilerek gittiğinizi varsayıyorum, ben doğrudan kameranın arkasına geçiyorum.
Müzedeki temel sorun ışığın yokluğu değil, ışığın karakteri. Cilalı kaporta bir ayna gibi davranıyor ve tavandaki her spotu, her tabelayı, hatta bazen sizi bile üzerine kaydediyor. O yüzden ilk yarım saatimi hiç fotoğraf çekmeden, sadece yürüyerek geçiriyorum.
Kaportadaki yansımayı tamamen yok etmek imkânsız. Ben de artık onu kompozisyonun parçası yapıyorum. Aracın çevresinde yavaşça dönerken kaportadaki parlama şeridinin nasıl kaydığını izliyorum; yansıma gövdenin karakter çizgisiyle paralel hale geldiği anda çekiyorum. O tek şerit, aracın hatlarını vurgulayan bedava bir grafik unsura dönüşüyor. Dağınık, üç ayrı noktadan gelen lekeler ise sadece kirlilik. Bir de polarize filtre meselesi var: cam yüzeylerde ve vitrinlerde gerçekten işe yarıyor, ama metalik boyada bazen rengi soluklaştırıyor. Ben filtreyi takıp iki kare, çıkarıp iki kare alıp sonra karşılaştırmayı tercih ediyorum.
Göz seviyesinden çekilen bir Countach fotoğrafı, telefonla çekilmiş bir vitrin karesinden farksız görünür. Bu araçlar zaten yerden alçak; onları heybetli göstermek için lensin de yere yaklaşması gerekiyor. Diz çöküp gövdeyi ön farın hizasına indirdiğimde kaportanın uzayıp gittiğini, jantların büyüdüğünü görüyorum. Üç açı benim için neredeyse garantili sonuç veriyor:
Sabah açılışa yakın saatlerde girmeyi alışkanlık haline getirdim. İlk kırk beş dakika, salonların büyük kısmını neredeyse kendinize ayırmanız için yeterli. Üretim tesisi turuna katılacaksanız turun başlama saatini de hesaba katın; grup salondan geçtiğinde ortam bir anda dolar, sonra yeniden boşalır. O boşluk anını bekleyip nefesinizi tutarak çekmek, sonradan Photoshop'ta insan silmekten çok daha keyifli.
Müze içinde tripod ve flaş konusunda kurallar mekâna ve döneme göre değişebiliyor; ben her seferinde girişte görevliye soruyorum. Cevap "hayır" olduğunda da panik yapmıyorum, çünkü elde çekim için basit bir sistemim var.
Aşağıdaki değerler benim sıfır noktam. Salondan salona ışık değiştiği için sabit reçete değil, hareket noktası olarak düşünün.
| Ayar | Tercihim | Neden |
|---|---|---|
| Diyafram | f/2.8 – f/4 | Arka planı yumuşatıp aracı ayırmak için |
| Enstantane | 1/125 sn ve üzeri | Elde titremeyi bastırmak için |
| ISO | 800 – 3200 (otomatik, üst sınırlı) | Işık düştüğünde makine kendi ayarlasın |
| Beyaz ayarı | Manuel, ~3800K civarı | Sıcak spotların sarıya boğmasını engellemek |
| Format | RAW | Karışık ışıkta kurtarma payı bırakmak |
Pozlamada bir noktaya özellikle dikkat ediyorum: parlak alanları yakmamak. Kaportadaki beyaz leke bir kez patladıysa geri gelmiyor. Bu yüzden pozlamayı yarım-bir durak eksiye çekip gölgeleri sonradan açıyorum. Makinenizde varsa "highlight uyarısı"nı açık tutun; ekranda yanıp sönen bölgeler size gerçeği söyler.
İki lensle gidiyorum: 24-70 civarı bir zoom ve 35mm ya da 50mm sabit bir lens. Sabit lensin geniş diyaframı, ışığın kısıldığı köşelerde ISO'yu makul tutuyor. Ultra geniş açıdan kaçınıyorum çünkü aracın hatlarını gereksiz büküyor. Tripod yasağı varsa vücudumu duvara ya da korkuluk direğine yaslıyor, dirseklerimi gövdeme kilitliyor ve nefes verirken üç kare üst üste çekiyorum. Üçünden biri mutlaka net çıkıyor.
Her aracın başına geldiğimde şunları yapıyorum: lens temiz mi kontrol et, arka planda dikkat dağıtan tabela var mı bak, aracı çerçevede nereye koyacağına karar ver, sonra çek. Bu bir dakika, sonradan harcayacağınız yarım saatlik ayıklama işini ortadan kaldırıyor. Ayrıca her modelin isim etiketini de bir kare olarak çekiyorum; albümü düzenlerken hangi karenin hangi araca ait olduğunu hatırlamak paha biçilmez oluyor.
Aynı disiplin, Sant'Agata dışındaki duraklarda da işe yarıyor. Modena çevresindeki spor otomobil mekânlarında, Pininfarina'nın tasarım koleksiyonunda, hatta Londra'daki sup